30 Haziran 2015 Salı

AYNADAKİ AVLU



Kadınlar, kadın yazarlar…
Onları okumayı seviyorum.
Hele ki kendilerini anlatırlarsa!

Ne olursa olsun, onlar anlatsınlar, ben de okuyayım istiyorum.

İlk kadın yazarım Tezer Özlü olmuştu.
"Al" demişti bir arkadaşım; "Çok şey bulacaksın" ve "Çocukluğumun Soğuk Gecelerini " tutuşturmuştu elime, defalarca okumuştum. Kendi çocukluğumun soğuk gecelerinin çıplak şaplakları ile birlikte Tezer Özlü'nün izinin peşine düştüm.

O yıllarda ne zordu; O'na dair izleri yakalamak. El yordamıyla bir intiharın peşinde sürüklendim, iz sürdüm, durdum.

Ardından, ilk gençliğimin bu döneminde hep kadınları aradım yazın dünyasında. Aslı Erdoğan, Anja Meulenbelt, George Sand, Marguerite Duras…


Marguerite Duras; O'na nasıl tutuldum, bulabildiğim tüm kitaplarını okudum. "Konsolos Yardımcısı" bir kitabın açabileceği tüm yaraları açtı zihnimin okuma bölmesinde.

Ya Simone de Beauvoir, O'na ne demeli!
Hele ki "Mandarinler"… O'da çok başka derin izler açtı, derin umutlar verdi.

Şule Gürbüz, öyle genç idi ama bambaşka idi; yıllar değil, yaş değil bu işin sırrı deyip "Kambur'um oldu.

Hepsi kadın olmanın dayanılmaz ağırlığında, zorlu yollarda pes etmemiş, çıkışlar bulmuşlar. Beni onlara iten, bunun mümkün olduğunu söylemeleri, acıya rağmen ve acıyla güçlü olunduğunu göstermeleri.

Mücadeleleri ve zaferleri, yenilgileri ve umutları, hayalleri ve hayal kırıklıkları ile.

Son olarak "Emine" Sevgi Özdamar'ı buldum. Geç bir keşif oldu.
Ama O da dilin, anlatımın, samimiyetin güzel yansıması oldu, diğer güzel kadınlar gibi.